Depresyon ve diyet ilişkisi

Depresyon günümüzde çok yaygın görülen zihinsel bozukluklardan biridir. Dünya Sağlık Örgütü depresyonu; en az iki hafta boyunca günlük aktiviteleri yapamamaya eşlik eden, kalıcı hüzün ve normalde zevk aldığınız aktivitelere olan ilginin kaybı ile karakterize yaygın bir zihinsel bozukluk olarak tanımlamıştır.

Depresyonun biyokimyasal bazlı ve duygusal köklü olduğu düşünülmektedir. Depresyon dünya çapında 350 milyondan fazla insanı etkilemektedir ve diğer ruh sağlığı problemleri ile birlikte, küresel engellilik için ana katkıyı oluşturmaktadır. 2015 yılında depresif bozuklukların dünya genelinde 50 milyondan fazla insanı etkilediği tahmin edilmektedir.

Depresyon ölüm riskini de etkilediği için büyük bir halk sağlığı sorunudur. Birçoğumuz beslenme yetersizlikleri ile fizyolojik hastalık arasındaki bağlantıyı kolayca anlayabilirken çok azımız beslenme ve zihinsel bozukluklar arasındaki bağlantının farkındadır.

Birçok Asya ve Amerika ülkesinde genel popülasyonun diyeti çoğu besleyici maddeden, özellikle de temel vitamin, mineral ve omega-3 yağ asitlerinde genellikle eksiktir. Zihinsel bozukluklardan muzdarip hastaların diyetlerinin önemli bir ortak özelliği de yine bu besin maddelerinden eksik olmalarıdır. Diğer yandan depresif bireyler genelde kötü gıda seçimleri yaparak depresyona katkıda bulunabilecek yiyecekleri tüketirler. Sonuç olarak beslenme depresyonun oluşumunda olduğu kadar ciddiyeti ve süresinde de kilit bir rol oynamaktadır.

Birçok araştırma depresyon ve metabolik sendrom, obezite, tip 2 diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar arasındaki ilişkiyi kuvvetle desteklemektedir. Yakın tarihli prospektif çalışmalar, yüksek fast-food tüketimi, unlu mamuller ve tatlılar gibi ‘işlenmiş bir gıda modelinin’ daha yüksek bir depresyon riski ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Fast-food ve unlu mamüllerdeki trans yağ asitlerin yüksek içeriği, bu diyet modellerinin potansiyel olumsuz etkilerinin temel sebebidir. Trans yağ asitleri LDLkolesterolün artması, HDLkolesterolün azalması, proenflamatuar değişiklikler ve endotel disfonksiyonu ile ilişkilidir. Bu olumsuz biyolojik değişiklikler, depresyon üzerinde olası zararlı etkilere katkıda bulunabilir. Ayrıca ‘işlenmiş gıda diyeti’, tipik olarak yüksek bir serbest radikal üretimi ve pro-inflamatuar durumların yanı sıra bağırsak geçirgenliğine sebep olabilir . Bunlara ek olarak doymuş yağ asitleri veya toplam yağ bakımından zengin diyetler zayıf bilişsel yetenek ile de ilişkilidir.

Yeni bir ön-klinik çalışma, şeker ve yağ açısından zengin bir diyet ile ağırlık değişikliklerinden bağımsız hipokampal inflamasyonda(beynin bir kısmında gerçekleşen yaralanma) bir artışla ilişkili olduğu, hipokampusa bağlı bellek bozukluğu ve oksidatif stresle sonuçlandığını gösterdi. Depresyon kronik düşük dereceli bir enflamatuar yanıtla ilişkilendirilirken, daha yüksek seviyelerde sistemik inflamasyon depresyon riskini artırabilir. Batı diyet modelinin güçlü bir inflamasyon kaynağı ve daha yüksek CRP seviyeleri ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Ek olarak, ‘Batı’ diyeti yüksek glisemik indeksli gıdalar ve yüksek glisemik yüklü besinler içerir. Bunlar DNA hasarı ve telomer kısalmasına sebep olur, sonuçta majör depresyon ortaya çıkmış olur. Son olarak, bitkisel yağlarda baskın olan omega-6 batı diyetinde, genellikle fast-food gibi ticari ürünlerde, tahılla beslenen hayvan ürünlerinde bolca bulunur.

İspanya’da 14.000’den fazla kişinin takibinin yapıldığı SUN Projesi kohortu verilerine göre de daha yüksek bir ultra işlenmiş besin tüketiminin, takip sırasında depresyon gelişme riski ile doğrudan ilişkili olduğu gösterilmiştir. Akdeniz popülasyonunda yapılan bu çalışmada, ultra işlenmiş besin tüketiminin en yüksek olduğu katılımcılar, izlem sırasında en düşük tüketime sahip katılımcılara göre % 31 daha fazla depresyon gelişme riski göstermişlerdir. Gebeler üzerinde yapılan ve 2019 yılında yayınlanan bir çalışmaya göre de belirlenen 4 diyet düzeni arasında geleneksel ve sağlıklı diyet modellerine daha fazla uyumu olan kadınlar, bu beslenme düzenlerine daha az bağlı olanlar ile karşılaştırıldığında, kendilerini depresyonda veya üzgün hissetme ihtimallerinin daha düşük olduğu belirlenmiştir.

Kişiye özel beslenme uzmanı( üniversitelerin Beslenme ve Diyetetik bölümünden mezun kişiler) tarafından hazırlanmış sürdürülebilir beslenme hedeflerinden sapmadan hayatınıza devam etmek sizi bir çok riske karşı korur ve bir çok hasatlığa yakalanma yüzdesini düşürür.

Dyt. Anıl Uluç – Diyetisyen – Doktor Sitesi

SMM Panel PDF Kitap indir